"Televizyonlarımızdan haberdar olduğumuz bir "Direniş" var: Tekel işçilerinin Direnişi. Ve meydanlarda, sokaklarda duyduğumuz sesler, bu sesler "Tekel işçisi yalnız değildir" diye çınlıyor kulaklarımızda. Neden mi? Neden mi insanlar tek bir ağızdan bağırıyor "Yalnız Değiller" diye. Çünkü yalnız kalmak istemiyorlar. Çünkü yarın ya da daha sonrasında aynı ya da benzeri uygulamaların başlarına geleceğini biliyorlar. Bu sesler korkudan yükselmiyor. Bu sesler, bu beraberlik geleceklerini biraz olsun düşünen, çocuklarına ellerinden gelenin en iyisini vermek isteyen insanların cesur yüreklerinden yükseliyor.
Yapılmayan atamalar, diplomalı işsizler; yıllarca çalıştıkları kurum ve kuruluşlara hayatlarını adamış insanlar hepsinin kaderi ortak. Ve herkes biliyor ki "sahip çıkmayana, kimse sahip çıkmayacak".
Mezun olunca iş imkanı sunamıyoruz, artık size ihtiyacımız yok gibi bir gerekçeyle üniversite öğrencileri sokağa atılsa ne hissederdiniz? Tekel’de yaşanan durum da bunun bir benzeridir. Özelleştirmeler başlayana kadar tam istihdama yönelik politikalar gereği işe alınan nüfus, on yıllarca iç pazar ve ihracat için hem üretti hem de tüketti. Onlar olmasa, şu anda halk sahip olduğu hiçbir değere sahip olamayacaktı, devlet satmaya hiçbir şey bulamayacaktı, patronlar bir tek buzdolabı satamayacaktı. Şimdi ise değişen tütün, pancar, tarım, endüstri politikaları sonucunda hepimiz için, ailelerimiz için on yıllarca hayatı var eden bu insanların hayatları kullanılıp atılan peçeteler gibi çöpe dönüştürülüyor. 4/C statüsü (bir “statü” sayılırsa) sadece işçilerin atılacağı bir geri dönüşüm kutusu değil. Mesela eğitim fakültesini bitirmiş, öğretmen olmuş arkadaşlarımızın atanmasını engelleyen, işsiz üniversitelilere hiçbir formasyona sahip olmadan saati 6 liraya kölelik yaptıran “ücretli öğretmenlik” sistemini de mümkün kılıyor bu “statü”. Elimizi kolumuzu bağlayan bir deli gömleği, giyen kendini çöp kutusunda buluyor.
İş bulma umudu, hayatını kurma umudu giderek daralan, eğitim görmesi bile lüks sayılmaya başlayan biz öğrenciler kendimizi de aynı çöplükte hissetmiyor muyuz? Not sistemi ve rekabetle birbirimizin üstüne basarak çöp tenekesinin tepelerine tırmanmaya zorlanan biz öğrenciler, kendimizi nasıl kurtarmayı düşünüyoruz? Tekel direnişi, çöp tenekesini kaldırıp atmak, toptan dışarı çıkmak için bir umut aşılıyor hiç değilse. Bir de, deli gömleği yerine işçi gömleğinde ısrar ediyor, onuru için… Hepsi bu.
Direnişe destek verin. Size “bu ülke üzerine oyunlar oynanıyor”, “bu işte şunların bunların parmağı var” gibi beylik laflar etmiyoruz. Bir oyun varsa ortada, asil oyuncuları biziz, çöp tenekesindeki hepimiz. Kendi kurallarımızı koyana kadar oyunu kuralına göre oynamaya varız. Ama en küçük umuttan da vazgeçmeyiz. Aramızdan, işçi olsun, öğrenci olsun, Tekel işçileri gibi cesaret gösteren varsa, onu asla yalnız bırakmayacağız.
Asla “yalnız” kalmamanız dileğiyle…"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder